KOZMOSUN ÇOCUKLARI

Yazma derslerimden birinin son dakikaları… Bana her seferinde ilham veren, güzel kadın grubuna, “iyi akşamlar,” deyip, bir kahve içmeme beş kala, hocamız yazarlık halleriyle ilgili bir örnek vermek için yazısını okumaya başladı.

Yazısının rotası bambaşkaydı belki ama ilk bölümünde anlattığı çocukların oyun kuruşu ve etrafındaki yetişkinlerin onlara yaklaşımı, gözlerim uzağa dalarken önümde, tam HD ekran canlandı.

Bugünün annesi, geçmişin oyun kuran çocuğu olarak, iki kimliğim arasında gidip gelip, eşyalara yüklenen anlamı gözlemledim. Çocuk oyun kurarken, hevesli hevesli, etrafta senaryosuna uygun eşyaları, seçip yerleştirirken, yaşanmışlıkların yorgunluğuyla, anne, sessizce, “evin dağılışını” izler.

Çocukken “hayatı ne kadar ciddiye alıyorlar,” diye ebeveynlerimi sıkıcı bulduğum anlarla, bugün sıkıcı bir olaydan sonra, suratımı asıp, hayatı kaçırmaya izin verişim, üst üste oturdu. Onlar aralarında “Sen anlamıyorsun,” “Sen de bilmiyorsun,” diye çekişirken, içimdeki bilge “durun” dedi.

“Bunun dünyadan haberi yok,” dedi yetişkin. “Her şeyi oyun sanıyor.”

“Onun hayalleri yok,” dedi çocuk. “Her şeyi bildiğini sanıyor.”

Çocuklarınızın zeki olmasını istiyorsanız onlara peri masalı okuyun, daha da zeki olmasını istiyorsanız, daha da çok peri masalı okuyun

Albert Einstein

Benim içimdeki bilge sesini pek çıkarmaz, gülümseyerek anlatır. Bir sırıtışla yetişkin tarafıma döndü, yetişkin tarafım, yine çocuğun saflığına, toplumca dokunulmayışına, yenik düştüğünü anladı.

Çocuk, oyun kurarken, yeni yıkanmış çarşafı çatı, özel seri vazoyu kale, taksiti bitmemiş koltukları duvar, o güzelim ütülü örtüyü halı yapmak ister. Çocuk, henüz, ailenin peşine düştüğü, malını kurtarma derdini tanımadığından, seçimlerine müdahale edilmiş hissedip yaygarayı koparır. Aile hemen adını koyar 2 yaş krizi, 4 yaş krizi vb… Sakinleşmesini bekler, ardından çocuğu teselli etmeye çalışırlar. Oysa çocuk yastadır. Evini kaybetmiştir, onunla kurduğu hayallerle beraber…

Durumu hemen tersine de çevirelim. Ebeveynler, hayat yolculuklarında kendilerine arkadaş seçer, eş seçer, ev seçer, içine eşya seçer. Biz, o lego evleri kurar gibi parça parça eşyalar alır, hayallerimizi de onlar üzerinden kurarız. Bahçeli evimizin hamağında yapacağımız keyif, salonun rahat koltuğunda dinlenme planları yaparken, bir anda bir haber gelir.  Ya da çocuğun başına gelen üzerinden düşünelim mi?

MADALYONUN ÖTEKİ YÜZÜ

Biri, gündelik hayatımızı devam ettirip, yeni planlar yaparken, gelip, evimize el koysa, içinde ne varsa kaldırsa, alsa, biz yaygarayı koparırken, oturup bir de sakinleşmemizi bekleyip, bizi teselli etse, biz de çocuklar gibi, çabuk unutup, yeni hayallerle devam edebilir miyiz?

Bizler, yetişkinler, malzemeleri birleştirip evler yapıp, önüne arabalar koyarak, değişik kostümler giyip, gün içinde birçok rol değiştirirken, evren de bizim hayallerimizi anlamıyor olabilirdi.

 “Samanyolu mu? Evren içerisinde bu galaksiler, bir kumsaldaki kum taneleri gibidir. Hiç kumsala gittiğinizde, özel bir kum tanesine diğerlerinden fazla önem veriyor musunuz?”

                                                                                                     Çağrı Mert Bakırcı*

Sadece yüzde beşi keşfedilen evrende bile, Dünya, net görüntülenemeyecek kadar küçükken, onun da içinde minicik kalan bizlerin, minnacık eşyalara verdiğimiz değer ve sahiplenme, oradan çok komik gözüküyor olmalıydı. Her eşya ve sahip oluşun, bize yüklediği endişenin farkında olmadan, onları, hayatın gerçeği, hayallerimizi ise çocuk işi sanıyorduk…

YİNE YENİ YENİDEN

O oyuncak yerine koyduğu eşyalar önünden toplanan çocuk da kayıp yaşamaktadır, depremde evini kaybedip hayatta kalan yetişkin de.

Sorgu bundan sonra başlar. “Bu benim başıma neden geldi? Şimdi her şeyi baştan mı yapacağım?”

Kurduğu oyunu ve hayalleri yıkılan çocuk ağlar. Sebep diye anlatılanlara, boş gözlerle bakar. Sessizleşince, tekrar oyun kurduğu yere yavaşça gider, bozulanı düzeltecekken, eskiye özlem gelir. “Ben eski halini istiyorum.” Elindekini fırlatıp, oyun alanını terk ederken, bir daha ağlamaya başlar çocuk. Susana kadar uzaklaşıp oyun alanına bakar. Ölümsüz ruhunun hediyesi, hayal gücü, zamanla kırılan kalbini sarıp sarmalar. Temkinli ve meraklı adımlarla, burnunu çeke çeke, tekrar bozulmasından korktuğu yeni bir oyun kurar ve zamanı unutur, tıpkı evrenin, kendini milyarlarca yıldır, yıkıp baştan yarattığı gibi. Anlamı aramak yerine akışta anlam yaratarak…

“Sen, kendini bir süreliğine kendini insan olarak ifade eden evrensin.”

Eckhart Tolle

*https://evrimagaci.org/mutevazilastirici-bir-deneyim-dunyanin-evrendeki-konumu-ve-adresi-3010

Yorum bırakın