
“Tarih tekerrürden ibarettir” lafını kaç kez duymuşuzdur? Tarih derslerinizden neler hatırlıyorsunuz? Hangi ülkenin kaç yılında sınırlarını korumak ya genişletmek için verdiği savaş adlarını ve tarihlerini ezberleyip dururduk. Sınırlarıyla ilgili bir karar vermeden önce yönetimi bunu neden yapılması gerektiğini inceler ardından nereye kadar müdahale yapılacağına karar verirdi. Böyle öğrendik. Sıralardayken fark etmediğimiz, belki de hepsinin sınırları söz konusu olunca bambaşka nedenlerle harekete geçişleriydi. Bazen bir hükümdarlarına edilen hakaret, bazen büyüme isteği, bazen ihmal edilmiş hissetmeleri, bazen de güç gösterileri. On binlerce askeri olan bir ülke, bunu savaş ya da anlaşma yoluyla yaparken, biz bunları okuyup geçmiş, kendi sınırlarımızı nasıl inşa ettiğimizi düşünmemiştik bile…
Sıralarda tarihin bugüne gelişini öğrenirken, çevremizi genişletmeye başladık. Ailemizden sonra arkadaşlarımız, ilişkilerimiz, ekip arkadaşlarımız derken iş arkadaşlarımız, kurduğumuz ailemiz, eşlerimiz, çocuklarımız, eşimiziniz ailesi, komşularımız derken fiziksel sınırlarımız genişledikçe, sosyal sınırlarımızı da esnettik. Evine gidip gelen çocuk, birkaç yıl içinde yüzlerce kişiyle muhatap olmaya başlamışken bir şey duydu: “Sınırlarını koru!” Bütün büyüme çabaları, ağrıları sınırlarımızı genişletmek için değil miydi? Canımızın acıdığı yerden tekrar mı kapatacaktık, bin bir güçlükle büyüttüğümüz bahçenin kapılarını? Hem kaç kapı koyacaktık, herkese ayrı sınır gerekirse? O özene bezene yarattığımız bahçemize yerli yersiz kapılar koydukça, ne anlamı kalacaktı bağımsızlık mücadelemizin?

“Bir nehrin oluşabilmesi için su kadar sınırlara da ihtiyaç vardır.”
Rollo May
Gençliğin enerjisiyle sınırlarını geniş tutup, olacaklara razı gelenler burada mı? Damarlarda hala yüksek olan hormonların verdiği güce dayanarak sınırlarımızın zorlanmasına, ilişkilerimizin gidişatını değiştirmemek uğruna dayanmış, farkında olmasak da yorulmuşuzdur. Sonra bir gün gelir ve “artık bir şey değişmeli” der insan. İşte o koca inşa edilen bahçenin kapıları herkese açıkken birinin girmemesi için bir kilit, diğeri için bir kilit derken, gelişi güzel takılan zincirler arasında hapsolmuş, daralmış bulabiliriz kendimizi.
Birileri ruhumuza, alanımıza girmesin diye inşa ettiğimiz sınırlarda, tek başına korkuyla bir kalede yaşayan hükümdarlar gibi, zamanla bahçemize çıkmaz, başkalarının üzerimizde etkisiyle kendimizi kapatmış buluruz kendimizi. Çözüm sınırsız olmakta değil, sınırlarımızı ara ara gözden geçirmektedir.
Her bir kilidimiz için,
- Bu kilide hala ihtiyacım var mı?
- Bu kilidi koyduğum zamanki iç kaynaklarım değişti mi?
- Bu kilidi koymamın sebebi ortadan kalkmış olabilir mi?
- Bu kilit yerine başka mekanizmalar geliştirdim mi?
- Başka kilitlere ihtiyacım var mı?
sorularını sorarak sonbahara girdiğimiz bu günlerde ruhumuzu bir havalandırabiliriz.
“Haydi kır zincirlerini, özgürleş!” gibi mottosu bol, sonucunun sorumluluğunu almayan uyaranlara karşı dikkatli olarak ilerlemek, acele etmemek, korkuyu da, sınırı da bizi korumak için var ettiğimizi unutmadan şefkatle, gereksiz olanları ruhumuzun dolabından temizleyip, yeni bir düzene girebiliriz. Belki kaç zamandır koymak istediğimiz sınırlara yer kalmadığından, daha düzenli bir zihin içinde bunlara da yer açabiliriz.

“Bir sınırımı değiştirirsem incinebilir miyim?” Olabilir. Her şeyin, her zaman iyi gitmesinin mümkün olabileceği illüzyonundan uzaklaşıp, gerçekçi beklentilerle baktığımızda incinmemiz her zaman mümkün. Bu kararı alırken en önemli soru “Değiştirmeyi düşündüğüm sınırımla yaşamaya devam edersem ne kaybedebilirim?” olabilir. Madalyonun iki yüzü gibi, sınırın koruyuculuğu kadar, sert, esnememize engel olan bir yapısı da vardır. Sınırımızı gözden geçirmek aklımıza geldiyse, iç sesimize güvenip, o sınıra “ya hep ya hiç” bakış açısından uzak yeni bir yama yapmak da iyi gelecektir. Olduğu gibi korumaya ihtiyacımız olan sınırı, zihnimiz zaten hazır olana kadar sorgulamayacaktır.
Bilgisayarlarımıza, dolabımıza, beslenme şeklimize güncelleme getirirken ruhumuzun da ihtiyaçlarının değiştiğini unutmadan, şöyle bir önümüze alıp bakıp gerekli olanları elden geçirip, gereksiz olanlardan kurtulmak, fiziksel olarak yapacağımız her türlü temizlikten daha çok yer açacaktır nefesimize.
Herkese zihninin dolaplarını temizleyebileceği, bunu yaparken en az başkalarına olduğu kadar kendine de şefkatli davranacağı bir sonbahar dileğiyle…
PCC Despina Kamviseli Hanidis


