BEKLENTİLERİNİZ GERÇEKÇİ Mİ? KARAMSAR MI?

BEKLENTİLERİNİZ GERÇEKÇİ Mİ? KARAMSAR MI?

“Beni terfi ettirecekleri yok. Bu koçluğu da ne için ayarladılar bilmiyorum.” derken beklentileri karşılanmamış, hayal kırıklığına uğramış, öfkeli ve ümitsiz birini dinliyordum. Terfi alması gerektiğini düşünürken, almamaya kendini alıştırıp daha fazla hayal kırıklığına uğramamayı garantilemeye çalışır gibiydi. “Terfi almayacağınızı düşünüyorsunuz” dedim. “Evet, zaten beklemiyorum. Gerçekçi olmak lazım değil mi sonuçta? Gerçekçi olmazsak hayal kırıklığına uğrarız.” dedi. “Hayal kırıklığını açar mısınız?” dedim. “Çoktan terfi almam gerekiyordu, iki senedir oyalandığıma göre artık almayacağımı kabul ettim.”

Gerçek beklentisi terfi almak, ağzından çıkan ise kendi deyimiyle “hayal kırıklığına uğramamak için” olmasını beklemekten vazgeçmekti. Beklentisini terfi almamak yönünde değiştirebilirse, iş hayatına daha huzurlu devam edeceğini düşünüyordu. Beklentisinin gerçekçi karşılığı terfi alma ihtimalinin yarı yarıya oluşuyken, negatif beklentinin adını gerçekçilik koyarak kendini almayacağına alıştırmaya çalışıyordu. Daha da önemlisi bu beklentiye uygun olarak performansı düşmüş, stres ile bağlantılı sorunlar yaşamaya başlamıştı. Beklentisi gerçekçi değildi ve sürecin sonucunda yıllar içinde birden çok kez terfi aldı.

Ülkemizde yetiştirilirken çoğunlukla doğu kültürünün hakimiyetiyle, ortalamanın daha karamsar olmaya meyilli olduğunu düşünürken, dünyada bunun nasıl olduğunu araştırmaya koyulduğumda bin beş yüz kırk kişiyle yapılan bir çalışmada ortaya konan sonucun ülkemizdeki oranlarla örtüştüğünü gördüm.

“Pesimistic Bias in Individual Beliefs”[1] başlıklı makalede katılımcılar için hazırlanan soru şablonu üzerinde dikkatlerini çeken kişileri etkilemeyecek, matematiksel olarak %50 ihtimali olan bir durum hakkındaki tahminleri, %49 yani rasyonel, matematiksel gerçeklikle örtüşürken, kendileri hakkında yine %50 ihtimali olan bir kazanç ihtimalinde, tahminlerinin %25 kazanç yönünde değişmesi olmuştu.

Özetlemek gerekirse, katılımcılara önce on kere atılan bozuk parada, tura gelme ihtimali sorulup, %49 ortalama yanıtı alınırken, ikinci soruda tura gelmesi halinde on avro kazacakları söylenip, kaç kere kazanacaklarını düşündükleri sorulunca bu oran %25’ e gerilemişti.

Deney değişmemesine rağmen, oranı düşüren insanların kendi başlarına gelebilecek durumlarda beklentilerini gerçekliğin çok altına düşürmüş olmalarıydı. Gerçek oran %50 iken, beklentilerini %25 olarak ifade etmelerine “gerçekçilik” diyebilir miyiz?

HAYAL KIRIKLIĞINI NASIL ÖNLERİZ?

Günümüzde sosyal medya ağlarından, uğradığımız motivasyon bombardımanında, sıkça gördüğümüz, “Hayal kırıklığına uğramamak için beklentilerinizi düşürün.”, “Beklentiniz olmazsa üzülmezsiniz.” gibi sözler doğruluk payı içerse de bir cümle her duruma uymayacağı için eksik kalırlar. Beklentileri ortanın üzerinde olan bir insanın beklentilerini ortalama bir seviyeye çekmesi, duygularını daha dengeli yaşamasını da getirecektir. Peki ya beklentileri düşük ya da hiç yoksa?

Bu karmaşık ve hızlı dünya içinde basit gerçeklikleri unutabiliyoruz. Bu cümle keşfedilmiş yeni bir cümle olmasa da alıp da cebimizde taşırsak ne hayal kırıklıklarımız ne de sevinçlerimiz abartılı olmadan, dengeli kalabiliriz.

“Olabilir de olmayabilir de.”

Bir düşünelim, bir olayın iki olasılığı vardır. Olması ve olmaması. İkisinin de olasılıkları eşittir. Dış değişkenler, her ne kadar bu durumu bir olasılığın lehine doğru çevirebilse de sonuçta yine iki gerçek sonuçtan biri ortaya çıkacaktır.

GERÇEKÇİ BEKLENTİ İLE DAHA DENGELİ BİR RUH HALİ

Ne olur peki %50 ‘den yüksek ya da düşük beklentiye girsek?

Yine geçenlerde mentörlük yaptığım bir öğrencimden örnek verebilirim. Katıldığı uluslararası bir yarışmada üstüne düşenleri büyük bir titizlikle yapmasına rağmen kazanmasına çok şaşırmasına tanık olunca, neye şaşırdığını sordum. “Olmazsa üzülmeyeyim diye olmayacağını düşünüyordum.” cevabının üzerine “şu an çok büyük bir mutluluk yaşıyorsun, başka bir sefer de bu bir mutsuzluk olabilir. İki duyguyu da yüksek yaşaman seni yorar mı?” diye sorunca “Aslında öğrendiğimden beri başka şey pek konsantre olamıyorum.” dedi. Oysa hayat akmaya devam ediyor, ileride olası bir “olmama” ihtimaline karşı da bugünün deyimiyle “resilience” yani dayanıklılık geliştirmesi için görüşmemize bu yönde devam ettik.

Çok mutlu olmayı isteyip de çok mutsuz olmayı istememek gerçekçi miydi?

Beklentilerini eşit tutmak yerine karamsar ve üzülmekten kendini koruyacağımızı düşünebileceğimiz bakış açısıyla yaklaştığımızda, olması durumunda yüksek bir sevinç dalgası yaşayıp, gündelik akışımızı aksatıp, sonraki aşamalarımızın etkilenmesine sebep olabilir. Olmaması durumunda ise “zaten olmayacaktı, biliyordum.” dediğimizde niyetimizdeki gibi üzülmekten kaçınmak bir yana dursun, sonraki denemelerimiz için karamsar bakış açımızı besleyerek, tekrar denememizin önündeki sete bir ümitsizlik tuğlası daha eklemiş oluruz.

Bu düşünceden yola çıkarak aynı kişinin başka benzer bir durumda gerekenleri yaptıktan sonra “olabilir de olmayabilir de” deyip sürecin akışına kendini bıraktığını düşünelim. İstediğinin olması durumunda “gerekeni yaptım, olabilirdi, oldu” rahatlığını yaşarken, olmaması durumunda da “gerekeni yaptım, olmayabilirdi, olmadı.” kabulünü de geliştiren biri gündelik hayatına vuran sert bir dalga olmadan, rahatlıkla yoluna devam edebilir. Tekrar denemek istediğinde bu özgür düşünce kalıbıyla kaybetme kaygısı olmadan, cesaretle işe koyulabilir.

Öyle kolay mı beklentilerimizi şekillendirmek? demeden önce ne kadar zamanda bugüne geldiklerini, kendimize yeni düşünce kalıplarını hatırlatarak ve bu kalıplarla başardıklarımızın hazzıyla beynimizin yeni kalıba seve seve yer açacağını bilerek hadi deneyelim.

Zaten “olabilir de olmayabilir de.” ☺️

Dengeli bir duygu yolculuğu dileğiyle…

PCC Despina Kamviseli Hanidis


[1]Is there a pessimistic bias in individual beliefs ? Benmansour Selima, Jouini Elyès, Napp Clotilde, 01.02.2006

Yorum bırakın