Algoritmaların Pençesinde : Sosyal Medya Kullanımı
Geçen yıl, içimden gelmediği için, Instagram hesabıma aylarca bakmadığım bir dönem oldu. Aylar sonra birinin hikayesi bana gönderilip, linke basıp, hesabıma girdiğimde, uzun zamandır cevaplanmamış olan isteklere cevap verdikten sonra “ben yokken neler değişmiş?” diyerek reels videolarına girdim. Karşıma ilk çıkan reels videosunda, bir uzman – ki uzman olduğunu bir sahnenin üzerinde olup, yüzlerce kişiye hitap etmesinden, hali ve tavrından varsaymıştım- sosyal medyanın zararları hakkında ve özellikle Instagram’ ın algoritmasının nasıl insanların verimliliğinden çaldığı ile ilgili bir konuşma yapıyordu.

Gözlerime inanamadım, Galatasaray Üniversitesi’ nde “İletişim stratejileri ve Halkla İlişkiler” yüksek lisans programım sırasında onlarca ikna ve halkla ilişkiler projesi gerçekleştirmiş, ikna teorilerini, manipülasyon araçlarını bilerek profesyonel düzeyde hazırladığım çalışmalara rağmen, ben de bir algı tuzağına düşmüştüm. Instagram’da, Instagram eleştiriliyor, ben de bunu, bir devrim gibi heyecanla yaşıyordum. Sonraki videoya baktım, bir tane daha ve bir süre bu böyle devam etti. Ta ki aylardır Instagram’ a girmemiş ve dijital kayıtlarında sosyal medyanın algoritmalarına kendini kaptırmamaya çalışan birini avlamanın en iyi yolunun, kendi yerme pahasına, karşısına bu videoları çıkarmak olduğunu anladığım ana kadar. Kendimi çok saf ve kandırılmış hissetmiş, içimde bir kızgınlık yükselmişti.
SOSYAL İKİLEM ( The Social Dilemma )
İletişimci ve eğitimci olup da genelin faydasına çalışmayı ilke edinen biri olarak, “The Social Dilemma” belgeselini izlemem ilk yayınladığı zamana dayanıyor. İçinizde hala izlemeyenler varsa yayınlanabileceği kadarını yansıtabildiklerini de aklınızın bir ucuna koyarak, mutlaka izlemelerini öneririm.
Buzdağının görünen kısmının yer aldığı belgeselde, en çok, algoritmanın eski yaratıcılarından birinin “algoritmayı ben yarattım, insanları nasıl ekranda tuttuğumuzu biliyorum ve buna rağmen kendime engel olamıyorum,” itirafından etkilenmiştim. Ardından global sosyal medya şirketlerinde çalışanların çocuklarına on beş- on altı yaşına kadar, “sıfır” ekran süresi izni verdiklerini duyunca bir anne olarak tekrar tetiklenmiştim.

SARSILMAK İYİDİR EĞER TAŞLAR YERİNE OTURURSA
Instagram hesabımı büyütmek, daha geniş kitlelere seslenmek isteğimle, bunu manipülasyon kullanmadan yapma hassasiyetimin çatıştığı bir dönemde, sosyal medyada aktif olmamayı seçip, kendime bir düşünme alanı tanımışken, bir video, bilinçli bir kullanıcı olmama rağmen beni tekrar sarmala sürükleyebilmişti. O zaman bu dansın adımlarını değiştirip istediğimi görüp, istemediğimi görmemeyi yönetmeyi tercih ettim. Nasıl mı?
- Algoritmalar öncelikle etkileşimde olduklarımız üzerinden çalışır. Takipte olduklarımızın beğendiği ve izledikleri öncelikle karşımıza çıkar. Takip ettiklerimiz listemize göz atarak bir eleme yapabiliriz.
- Sadece bugün değil, bugüne kadar beğendiğimiz, sosyal medya kullanımına başladığımızdan beri bütün kayıtlar tutulur ve bazen on yıl, bazen dün ilgilendiğimiz konular karşımıza çıkarak, zamana yaydığımız duygularımızın bir günde karşımıza çıkmasına sebep olabilir. Tarama verilerimizi temizlemek kesin bir çözüm olmasa da çoğunlukla işe yarayacaktır.
- Sosyal medyanın olmadığı bir dönemi düşünsek, bir günde kaç kişi ve kaç konu hakkında bilgi alabilirdik? Ne kadarını kaldırıp, sinir sistemimizi yormadan işleyebilirdik? Bu soruların cevapları kullanım miktarımızın da cevapları haline gelecektir.
- Sosyal medyada karşımıza çıkanlar istediklerimizin çarpıtılmış versiyonlarıdır. Bunun farkında olmak ruh halimiz için çok değerlidir. Paylaşımın bir kısmıyla ilgili olmamız, her cümlesine değer vermemiz anlamına gelmemelidir.
- Sadece karşımıza çıkan reels videolarında karşılaştıklarımız değil, arkadaşlarımızın paylaşımlarında da gezinirken geçirdiğimiz süreye, hangi özelliklere sahip içeriklerde gezindiğimizi fark edelim. Vakit geçirdiğimiz, bir fotoğraf paylaşımda olan bir içecek bile daha sonra karşımıza çıkacaktır.
- Ne araştırdığınıza, son zamanlarda neleri merak ettiğinize dikkat edip, karşınıza çıkanlarla karşılaştırın. Bu farkındalıkla çok eğlenebilir, algoritmaya kendinizi kaptırmadan, gözlemciyi gözleyerek gücü elinize alabilirsiniz.

SOSYAL MEDYADA OLMAK YA DA OLMAMAK!
“E silelim bütün hesaplarımızı” derseniz, bu da bir çözüm ancak koçlukta sevdiğim sorular da arkasından geliyor. “Bu değişim sana ne katacak?” ve ardından “Bu değişim sana ne kaybettirecek?” Hepimiz sosyal medya ile ilişkisi farklı olduğuna göre bunlara verilecek farklı cevaplar aynı zamanda değişim sonrası sürdürülebilirliği de fark ettirip, karar almamızı kolaylaştırabilir. “Değişim yapayım derken, göz çıkarmayın” derim bazen gülerek mentörlük yaptıklarıma. Değişimin adı yeni umutları getirir ama mutlaka eski bir şeyleri de götürür. Onlara ihtiyacımız kararımızda belirleyici olacaktır.
REÇETE
Yapılan bir araştırmada[1] dijital detoks üzerine yapılmış iki bin beş yüz yetmiş sekiz araştırmanın sonuçları birleştirilip, yaş, cinsiyet, sosyal medya kullanım sıklıkları göz önüne alınıp özet çalışmada dijital detoksun kısa süreli stres mekanizmalarında etkili bir değişikliğe yol açmadığı ancak daha uzun vadeli depresif ruh halinde, “sosyal karşılaştırmalar ve bilgi yüklemesi” nin azalması nedeniyle istatistiksel olarak ciddi iyileşmeler yarattığı gözlemlenmiştir.
Bu durumda depresif hissettiğimiz zamanlarda sosyal medyada kendimizi oyaladığımızı zannederken, aslında uzun vadede yeni negatif algılar ve zihin yorgunluğu yüklediğimizi de gözden kaçırmadan kendi doktorumuz olup, kendimize uygun bir sosyal medya detoksu reçetesi vakti gelmiştir belki. Ne dersiniz?
Her şeyin kararında olduğu, keyifli bir hafta dileğiyle…
PCC Despina Kamviseli Hanidis
[1] Impacts of digital social media detox for mental health: A systematic review and meta-analysis,
Roy N Ramadhan , Derren D Rampengan , Defin A Yumnanisha , Sabrina BV Setiono , Kevin C Tjandra , Melissa V Ariyanto, Bulat Idrisov , Maulana A Empitu, 07.08.2024


