Koçluk Nedir?

koçluk nedir? Despina Kamviseli Hanidis

Koçluğu anlatmak, sistemi bilmeyenlere tanıtmak her seferinde beni heyecanlandırıyor çünkü ilk koçluk alma deneyimimden sonra toparlanıp bu çözüm ve fikirlerin nasıl bu kadar net geldiğini, o zamana kadar bilmeme rağmen nasıl zihin seviyeme çıkıp birleşip bir sonuç yaratamadıklarını anlamamıştım ve şaşkındım. Biraz önce konuşan bendim, tam olarak ben ve kendimin farkında olamadığı daha kaç bilgim, deneyimim, fikrim isteğim vardı çok merak ediyordum.

Arkası benim koçluk eğitimimle devam eden, sisli bir zihin ve ruha ışık tutuldukça bazen işime gelmeyip, yapmak isteyip adım atmam gerektiğini bilmemle sonuçlanan derin iç çekişlerim, bazen de Arşimet gibi sokaklara çıkıp “Evreka” diye kendimi buluşumu haykırışlarımla devam etti.

Öncelikle kendim koç değil bir coachee (koçluk alan kişi) olarak, daha önce psikolog ve psikiyatra gitmem gereken durumlarda düzenli bir şekilde bunları takip etmiş ancak davranışsal ve pozitif psikoloji, motivasyon, ilerleme, kendi sıkışıklığın içinden kurtulmada, aldığım onda eğitimi de katarak kendimi tanımama -patolojik bir sorun olmadığı sürece- bu kadar etkili bir araç ve sistem daha deneyimlemedim. İşimi de bu sihri (sihir zaten var olanın ortaya çıkışı değil midir zaten?) başkalarının da yaşamasını, özellikle zorlayıcı değişim ve dönüşüm zamanlarında koçluk sisteminden destek almasını gönülden isteyerek yapmaya devam ediyorum.

İhtiyacım Olan Koçluk mu? Nasıl Anlarım?

Özellikle kısır döngülere girdiğimizde kararsızlık seviyemiz artar ve destek isteyeceğimiz yere de karar veremez olabiliriz. Burada gerekirse ortak çalıştığımız veya koçluk seanslarına coachee ile de anlaşıp ara verdiğimiz durumları anlatarak, bir psikoloğa veya psikiyatra mı ihtiyaç duyuyoruz, bir koça mı veya hiçbirine mi bunu nasıl anlarız konusuna açıklık getirmek istiyorum.

Öncelikle koçlar psikoterapi yapmazlar ve yetkin oldukları alan dışında kaldığı için de ICF etik kurallarına göre de yapmaları yasaktır. İşte tam da bu yüzden akredite dediğimiz uluslararası bir koçluk kurumundan aldığı onayla çalışan bir koç seçmek önemlidir. Psikoterapi veya ilaç tedavisini ihtiyacınız olduğuna karar verilirse koçla çalışmayı, ortopedist yerine kırık çıkıcıya gitmeye benzetebiliriz. Etik kurallarına bağlı profesyonel bir koç bu konuda kimya görüşmesi dediğimiz ilk ve tanışmak için yapılan bir görüşme sonrası konunuzun koçluk konusu olup olmadığını ve eğer gerekiyorsa ve siz de izin verirseniz sizinle çalışmadan önce ruh sağlığı uzmanlarıyla görüşmenizi önerebilir.

Burada koç bunu neden yapsın diye düşünebilirsiniz… Profesyonel bir koç, bir diş hekiminin kalp ameliyatı yapmayacağı gibi kendi yetkinliklerinin farkında ve karşısındakinin iyilik halinden de sorumlu olarak davranacaktır. Ayrıca bilmelisiniz ki Türkiye’de ICF Türkiye’ ye kayıtlı her koç hakkında etik kurallara uymaması hakkında bildirim de yapabilirsiniz.

Ben Psikolog, Psikiyatr İstemiyorum Koçlukla Devam Etsek?

Henüz bu dallara başvurmanın bir böbrek veya cilt sorunu gibi olmadığı ülkemizde bazen böyle ısrarlarla karşılaşabiliyoruz.  Koçluğun temel değerleri çok kadim değerlere dayanır ve yüzlerce saat eğitimden geçen ve binlerce saat deneyimi olan bir koç bu durumla rahatlıkla başa çıkacaktır.

Koçluk Sistemiyle Çalışılabilecek Konular ve Durumlar Nelerdir?

Koçların eğitim hayatının başlarında sıklıkla beyinlerine kazınan bir cümle vardır. “Koçluk konuya değil, kişiyle yapılır.” Dolayısıyla sayısız insan kadar, sayısız konuda koçluk yapılabilir. Koçluk sistemiyle bizler, o konunun altındaki isteği, duyguları, kalıpları dinleriz ve kişinin bunları fark etmesi için teknikler uygularız. Evet, direkt söylemeyiz, klasik benzetmeye gelirsek yumurtayı dışarıdan çatlatırsak hayat biter o yüzden yumurtanın gelişip içten çatlamasına eşlik ederiz.

Yine de popüler koçluk konularını başlıklar altında toplarsak;

  • Motivasyon eksikliği
  • İsteksizlik
  • Değişim zamanlarında zorlanma
  • Kendini keşfetme
  • Kariyer seçimi
  • Kendini “kendi” gibi ifade edebilme
  • İlişkilerde zorlanma
  • Bir proje boyunca ilerleme ve planlamada sıkıntı
  • Sınava hazırlanmada kendi becerileriyle sistemi uyumlandırma,

aklıma gelen birkaç konu oluyor. Değişim zamanları derken kaç değişik ihtimal olabileceğini düşünün mesela… 😊

Koçluk Sistemi Neye Dayanır?

Koçluk sistemi bu konuda profesyonel olmak isteyen için ön kabullerle başlar ve bana göre en değerlisi her insanın biricik olduğu ve potansiyeliyle geldiği ön kabulüdür. Koçlar dinleyerek çalışırlar, bizler sizi dinlerken tamamen söylediklerinize, söylemek istediklerinize ve vücut dilinize konsantre olarak heybemizdeki bir çok çalışma ve geri bildirim yöntemiyle coachee’ye ayna tutarız. Sizleri dinlerken bizim kişisel hayatımızdaki – varsa- doğrular, yanlışlar, “-meli , – malı” lar silinir. Başlıca görevimiz boş ve sakin bir zihinle sizleri her görüşmede bir çocuk merakıyla dinleyip, gerekli yerlerde doğru ve güçlü sorularla zihin, ruh ve bedeninizde olanları beraber gözlemlemek ve tam da yerinde araçlar dediğimiz psikoloji ve nörobilime arka planlı çalışmalardan faydalanarak ilerlemektir. İlerlemek… Çünkü koçluk başı, ortası ve sonu olan, ölçülebilir bir sistemdir.

Kimya Görüşmesi

İster yönetici koçluğu olsun, ister öğrenci, ister ilişki koçluğu ya da insana dair hangi koçluk olursa olsun, kişinin veya kurumun araması üzerine koçluk yapılacak kişiyle koç bir kimya görüşmesi gün ve saati ayarlar. Özellikle İstanbul gibi trafiğin %90 lara çıktığı bir şehirdeyseniz veya İstanbul dışı bir yerden, dünyanın her yerinden online olarak kimya görüşmesi yapmak ve koçluk almak mümkün. Pandeminin başlamasıyla bu başlarda sorgulanırken, koçluk sisteminin kişiyi gözlemleyebilmesi ve dinlemesine yarayacak Zoom , Microsoft Teams ve benzeri uygulamalarla 2020’ den beri çoğu koçluğumu kişilerin isteği üzerine online platformlarda yaptım. Dolayısıyla trafik ve vakit sizi düşündürmesin. 😊

Kimya görüşmesi ücretsiz olarak yapılan koçun ve coachee’nin (bu kelimenin Türkçe’ si müşteri olduğu için bu kelimeyi kullanmayı sevmiyorum.) uyumunun karşılıklı test edildiği bir tanışma, koçluk sisteminin işleyişinin anlatımı ve coachee’nin konusu hakkında bilgi alınıp nasıl ilerlenebileceği, öncelikle kaç seansın planlandığı gibi konuların da konuşulup coachee’nin koçunu, koçun da coachee’sini seçmesine olanak tanıyan, sonucunda iki tarafın da beraber çalışıp çalışmamaya karar verirken tamamen özgür olduğu bir görüşmedir. Görüşmeden sonra uyum yakalanır ve beraber çalışmak istenirse, koç, etik kuralların, kişinin bilgilerini saklı tutmakla yükümlü olduğunu da belirten bir sözleşmeye anlaşılan gün ve saatleri de ekleyerek coachee’ye gönderir. Ve sihir başlar…

Koçluk Görüşmesi Sırasında Neler Olur?

Her koçluk görüşmesinin belirli aşamaları vardır, bunlar tek tek bildirilmese de, ölçülebilir bir sistemde kalmak adına koç bu süreci yönetmekle yükümlüdür. Coachee’nin konusunu öğrendikten sonra onu dinleyerek coachee için anlamını sorgular, araştırır, görüşme başında ulaşmak istediği yere puanlayarak ne kadar yakın olduğunu sorabilir, görüşme ilerleyip anlam sorgulamaları, merak, duygu değişimleri, kalıpların farkındalıkları havada uçuşurken koç bunları dikkatiyle bir arada tutar ve değişim gözlemlerse paylaşır ve son bölümde kararlar ve taahhütler bölümünde bu seanstaki farkındalıklarla coachee’nin neler yapabileceğini, karar alıp almak istemediğini eğer bir yeni hareket taahhüdünde bulunursa, iki görüşme arasında takip isteyip istemediğini sorar ve coachee isterse iki görüşme arası coachee’nin taaahüdünde nerede olduğunu sorabilir. İki kişinin de onaylamasıyla bir seans biter ve bir sonrakine kadar yeni farkındalıklarla bir hayat devam eder. Genellikle koçluk seansları konuya göre değişmekle beraber 4 ila 10 arasında gerçekleşir. Eğer bu bir süreç koçluğuysa düzenli olarak uzun bir zaman da devam ettirilebilir, bu karar tamamen koçun önerisinden sonra gelen coachee’nin kararına bağlıdır. Coachee’ nin koçuna güvenmediği bir koçluk görüşmesi sıklıkla tıkanır, bu yüzden güven ve uyum esastır.

Koçluğu Deneyimlemek İstersem?

Bunları okuduktan sonra bir koçtan seans almanızın faydalı olacağını düşündüyseniz @despina@vimacoaching.com adresinden benimle veya mutlaka akredite bir koçtan kimya görüşmesi randevusu alarak potansiyelinize ulaşmak ve kavuşmak için harekete geçebilirsiniz…

Farkındalık dolu bir hayat dileğiyle…

Sevgilerle,

PCC / Despina Kamviseli Hanidis

Dinlemek Ya da Dinlememek İşte Bütün Mesele Bu

DİNLENMEK YA DA DİNLENMEMEK İŞTE BÜTÜN MESELE BU

Geçen pazar günü Instagram hikayemde, integral kadranı da göz önüne alarak insanın üç boyutunu ruh, beden ve zihnin ayrı ayrı dinlenmeye ihtiyacı olduğunu hatırlatan bir hikâye paylaştım. Sobaya ucundan köşesinden de olsa yetişen nesil hatırlar, pazar günleri evin sıcak tutulup, banyo yapılıp, dinlenildiği, haftanın sohbetini yapıldığı sakin, yavaş bir gündü. Buna özlem duymuş ve yorgun halimle kendime nottu aslında hikayem… Bir gün sonra etkileşimlerime göz atarken birden bir şey fark ettim.

Dİ”N” LENMEK

TDK’ nın dediği gibi “güç kazanmak için, çalışmaya ara vermiş” tim ancak “yorgunluğum giderilmemişti.” Oysa fiziken dinlenmiş, sevdiğim şeylere vakit ayırmış, ruhumu besleyen acil durum listemden seçtiklerimi de keyifle yapmıştım. Ama iç sesim susmamıştı. Eksik olan neydi?

Paylaşımımı gözden geçirirken dinlenmek kelimesi bende birden başka bir anlam kazandı. Dinlenmek kelimesi mesleğimin en önemli şartını çağrıştırıyordu. Dinlemek… Dinlenmek… Bir kelime iki anlamla aynı fonksiyonu yerine getiriyor olabilir miydi?

YİNE Mİ STRES?

Yorgunluğuma tanıdık bir şikâyet de eklenmişti, sabahları çene ağrısıyla uyanmak. Gabor Mate’ nin Vücudunuz Hayır Diyorsa kitabının bibliyoterapisine bir psikolog arkadaşımın moderatörlüğünde katıldığımdan beri, yaşadığım fiziksel sıkıntıların altında yatabilecek bilinçaltı sebepleri de araştırır oldum. Psikosomatik belirtiler denilen bu semptomlar, yani “sen beni anlamadın, ben sana hissettireyim de gör” deme şekli ruhumuzun.  Bruksizmin (diş sıkma) altında yatan bilinç altı sorununu araştırdığımda, bilin bakalım arkasından ne çıktı?

Eğer sürekli bir içsel konuşma hali (dışarı aktarmada zorluk) isek, yanıt veremediklerimiz, anlatamadıklarımız kaldıysa, bilinçaltımız biz uykudayken bizi bunlardan korumak için onları “ısırırmış”. Biz uykuda etrafımıza dişimizi geçirmeye çalışırken oluşan çene ağrısının çözümü de bugünlerde çok popüler olan masseter botoks (çeneyi kasını hareketini, ilaçla engelleyen bir uygulama), e o kadar ağrı çekmişken, iki iğne de kırışıklıklarımıza attırıveririz değil mi? Kırışıklıkları açıp, çenemizi de sağlama aldıysak asıl sorunu stresi ve ifade eksikliğini halletmeye vaktimiz var demektir.

DİNLEYEN VAR MI?

Koçluk mesleğinde rahmetli hocam MCC Hatice Yıldıran ilk derste, daha birbirimizi tanımadan bir dinleme egzersizi yaptırmıştı. İkili gruplar halinde birbirimizi dinlemiş, karşımızdaki kişinin kim olduğunu dinlediğimiz kadar biz anlatmıştık. Eğitime farkındalığı yüksek ve iletişim eğitimi almış insanlar katılmış olsa da dinleme başarımız ortalamada kalmıştı. Biz duyup hatırladıklarımızı aktarmıştık, hatta biraz negatif bir geçmiş varsa geçmiş olsun ne yapabilirim diye her iyi insanın yaptığı gibi birbirimize destek olmuştuk. “İşte demişti Hatice Hocam önce dinlemeyi öğreneceğiz, tavsiye vermeden, cevap vermeden, sempati kurmadan dinlemeyi.”

KOÇ DESTEK OLMAZ MI?

Sempati kurmadan koç mu olunur diye kızmıştım içimden, ben insanlara yardım etmek istiyordum, çareler önermek, sorunlarını halletmek istiyordum. Henüz koçluk yolculuğumun ilk gününde yöntem konusunda çok yanılıyordum.

EMPATİ? SEMPATİ?

Hemen elimi kaldırdım. Bir koçun empati becerisinin yüksek olması gerekmez miydi? Aldığım cevapla, yıllığımda dahi defalarca tekrarlanmış, “Güzin Abla” lakabımın bana bilmeden ne kadar yük bindirdiğini öğrendim. Hatta o güne kadar, belki de yanlış yönlendirerek, kaş yapayım derken göz çıkardığımı…

Sempati, kişiyi, kendi yaşanmışlıklarımız filtresiyle dinlemek, kendi doğru – yanlış ölçerimizi devreye sokarak, çözüm bulmaya çalışmak, tavsiye vermek, onunla ve bazen onun yerine üzülüp, sevinmektir.

Empati karşısındakinin düşüncelerini, hislerini, kalıplarını onun doğduğu günden bu yana geliştirdiği kişiliği ve alışkanlıkları doğal kabul ederek, kendini tam da onun olduğu yere koymaktır.

Dİ”N”LENMEK LÜKS MÜ?

Burada bahsettiğim kavramların da ötesinde, dinlemenin önündeki en büyük engel kişinin egosu. Yunanca da “ben” anlamına gelen ego, ehlîleştirilemezse “ben bilirim”, “ben de yaşadım”, diyerek konuşmanın ortasına atlamaya güdülenmiştir. Etkin bir dinleyici olmak adına egosunu tanıyıp, kendini tanıma yolcuğuna sürekli devam eden, eğitimler almış psikolog ve koçlar gibi profesyonellere maddi olarak ulaşmak her zaman mümkün olmayabilir. Forbes dergisinde yayınlanan “Kendini Dinletmenin Pratik Yolları” makalesinde, iletişimci Erika Andersen çözüm olarak sunduğu maddelerin bir numarasına DİNLE yazmış. Di”n”lenmek istiyorsak önce biz dinleyeceğiz…

 YAKININIZI NASIL ALIRDINIZ? SEMPATİK Mİ? EMPATİK Mİ?

Dinlemenin gerçek anlamından bahsetmeden önce aynı konu üstünde gelişebilecek, bir sempatik bir de empatik diyaloğa göz atalım mı?

Kişi: “Ya sorma eşimin operasyon olması gerekiyormuş, çocukları da bu hafta bırakamam, para da ayarlamak lazım, of, sinirlerim çok bozuk!

Sempatik: “Geçmiş olsun, öyle hemen operasyona sokma sakın, benim doktoruma götür önce bir, biliyorsun babamın başına geleni. Çocukları düşünme şimdi. Para için de sıkma canını çözeriz.

Empatik: “Geçmiş olsun, baya sıkışmışsın gerçekten, işini kolaylaştırmak için bir şey yapmamı ister misin?

Bir durup hissedelim. Hangi cevaptan sonra bu endişeli kişi düşüncelerini durdurup bir nefes alabilir?

İkisinin de niyeti yardımcı olmakken empatik olan kişiyi dinleyip, onun duygusuna ve fikrine saygı duyarak cevap vermiş, sempatik olan ise kendi telaşını da istemeden size aktarıp, kendi “doğru” çözümünü kişiye dayatmıştır.

“Dinlemek karşındakine sen varsın, sana değer veriyorum demenin en kestirme yoludur.”

Doğan Cüceloğlu

Sempatik dinleyicinin yardım önermesi, gönle hoş gelebilir. Ancak sunduğu yardım teklifleri ve fikirler kişiye içinde olduğu durumun yanında bir sorumluluk daha yükler. Bu kişinin başka bir doktora gidecek maddi ya da fiziki şartları yeterli midir? Çocuklarını dediği gibi düşünmeden durabilir mi? Sunulan maddi yardım ona ne hissettiriyor? Anlatan çoğu kez “sadece dinlenmek” ister.

“Söz söylemekte yücelik aramayın!

Dinlemek, söylemekten yeğdir”

Mevlâna

Dünyanın dört bir yanında, etkili konuşma, sunum teknikleri, ikna edici konuşma dersleri veriliyor. Birilerine hitap ederek faydalı olmak ile dinleyerek faydalı olmak arasındaki fark nedir? İnsanlar bir konuşmacının sunumuna kendi kararlarıyla ilgilenerek katılırlar, fikirlerini dinlemeye açık ve isteklidirler. Oysa bir sohbet esnasında bilirkişi olmadan fikir vermek, sıklıkla izin istemeden yapılır.

ÖNCE DİNLE

Di”n”lenmek istiyorsak önce biz dinleyelim demiştik. Gündelik hayatta karşımızdakini bütün dış uyaranlara rağmen dikkatle dinlemek, elimizden telefonu bırakarak dinlemek, hele de aramızda bir anlaşmazlık varsa çok kolay değildir. Konuştuğumuz kişi ne derse desin, haklı çıkmadan (bu da başlı başına bir konu olabilir), cevap yetiştirmeden dinlesek kaç boşanma davası iptal olurdu kim bilir? Bizim de canımız var tabii, dinlemek sazı karşımızdakinin eline verip hiç konuşmamak değildir. Karşımızdaki empatik şekilde dinlediysek ve sınırlarımızın ihlal edildiğini düşünüp, kırmızı ışık yanıyorsa günah benden gitti artık… Peki nasıl olur bu empatik dinleme?

ETKİLİ DİNLEME İPUÇLARI

  1. Dinlerken dikkatimizin tamamen karşımızdakinde olduğuna emin olup, başka şeyler ve bugünün vebası olan telefonumuzla uğraşmıyoruz.
  2. Karşındaki konuşmasını bitirmediği sürece sözünü kesmeden dinlemeyi duymuşuzdur ancak bir adım ileri gidip üç- dört saniye sessizlik oluşması anında da beklemek, karşımızdakinin düşünüp anlattıklarını derinleştirmesine imkân verir.
  3. Dinlerken duygularımız tetiklenip cevap veresimiz geliyorsa burada ego kontrolü devreye giriyor. Karşımızdakinin sözünü kesmeden dinlersek, haklarımızı karşımızdakine devretmiş olmayız, sadece dinlemiş ve anlamış oluruz. Anlamaya başladığımızı hissettiğimizde bağınız kuvvetlenecek. Sabrın sonu selamettir!
  4. Anlatılanın ve fikirlerin, karşımızdakinin doğru ve yanlışları ve kalıplarıyla işlenmiş olduğunu ve herkesin hayat filtresinin farklı olduğunu unutmadan, farklı fikirlere izin vererek dinleyelim. Bu bizi de özgürleştirecektir.
  5. Dinlemek öncelikle ona dikkatini hediye etmek olduğu kadar, onu anlamaya da çalışmaktır. Anlamamak da anlamak kadar doğaldır. Geçiştirmek ve anlamış gibi yapmak yerine, “bu dediğini anlamadım”, “senin için şu ne demektir” gibi sorularla ilgi ve iletişim kalitesini bir üst seviyeye çıkarabiliriz.
  6. “E bir ara biz de konuşacağız değil mi?” diye sabırsızlanmıyoruz, belki de bu sefer sadece dinleyeceğiz. Hiç konuşmadığımız bir sohbette değer verdiğiniz birini dinlerken, derinde yaptığınız anlam araştırmaları, zamanla bize de ayna tutacak, bizim de sorularımıza kendiliğinden cevap olacaktır. Bir taşla iki kuş!
  7. Ve son olarak bunun bir alışkanlık olduğunu, ilk denelerimizde tamamen çuvallayabileceğimizi ama istersek zamanla daha huzurlu ve barışçıl sohbetler yürüteceğimizi bilerek denemeye devam edelim.

DİNLEDİK DE NE OLDU?

Dinlemek, bütün dikkatinle dinlemek, anlamak için gerçekten çaba sarfetmek, kendi içimizle temasımızı da kuvvetlendirir, dinlerken kendi sorularımıza cevap bulduğumuz, koçluk mesleğinde sıklıkla yaşadığımız bir durum. Çünkü dinlemek ilham verir. Dünyada bilyonlarca taneciğin birleşiminden yaratılmış, farklı bireyler oluşumuz, ortaya doğadaki gibi karmaşık olduğu kadar ahenkli bir güzellik katacak, zihin ve ruhumuzun da bu ahenge ortaklık etmesi huzuru ve nihayetinde dinlenmeyi de getirecektir.

Hepimize bol dinlenmeli sohbetler!