KENDİNİ BULMAK ABARTILIYOR MU?

Yoksa siz hala hayat amacınızı bulmadınız mı? Özellikle bu konuda sosyal medya tarafından tetiklenip durulan Y kuşağı aranızda kendini bulmayan var mı?

GERÇEK SEN NEREDE?

Kurum içi eğitimler, kişisel gelişim kitapları, terapiler, hepsinin dönüp dolaşıp sobelediği yer kişiliğimiz ve davranışlarımızken kendimizi fazla irdelemek de yolumuzu kaybettiriyor. Herkes için huzurun reçetesi farklıdır. Bireysel çalışmalar bu arayışımıza hizmet ederken, reelsler, en çok satan kişisel gelişim kitaplarından sadece gerekeni almayı bilemeyenler için bir işkence haline dönüp, sonunda kendini ararken kaybedenlere rastlıyoruz. Dışarıda aradığımız şey ya içimizde hazırda sadece duyulmayı bekliyorsa?

HADİ DENEYELİM

Koçluğumu, arketipleri, enneagramları, testleri sistemleri hepsini bırakarak bir uygulama öneriyorum. Meditasyona benzeyen ama hiçbir şey -evet- gerçek anlamda, saatiniz de kurarak beş dakika boyunca hiçbir şey yapmamayı dener misiniz? Bu beş dakikanın sonunda bazı cevaplar orada olacak. Peki hangi cevaplar?

–         Bu aralar aklım ne ile meşgul?

–         Tekrarlayan içinden çıkamadığım bir sorunum var mı?

–         Bu beş dakikada vücudumda artıp, azalan ne gibi hisler oluştu?

–         Varsa bu hisler neremdeydi?

Bu bugünün diliyle bir meditasyon veya bir farkındalık çalışması ama aslında bu kelimelerden haberimiz olmasa bile vücudumuz modern uyaranlar tarafından bozulmadan önce otomatik olarak yaptığımız bir moladan ötesi değil…

SORUN TESPİT EDİLDİ. ŞİMDİ NE OLACAK?

İşte burada psikoloji ve nörobilim dallarının uzmanlığı sahneye çıkıyor. CV’ lerimize yazdığımız sorun çözme becerisi ve esnek çözüm üretimi gibi özelliklere sadece yatkın olanların değil herkesin sahip olması mümkün.  Ana okuldan başlayabilecek ve her yaş grubuna farklı bir uygulamayla işlenebilecek bir iç çatışma çözüm tekniği ile her sorunumuz için içimize en çok sinen, şüphe duymadığımız için kolayca harekete geçebilir ve çok eğlenceli bir yolla kolaylıkla kararlarımızda netlik sağlayabiliriz.

GERÇEK SEN YÜKLENİYOR… KARARLARIN SENİ ŞEKİLLENDİRİR.

Doğduğumuz günden bu yana aldığımız her kararın ve sonucunun toplamı olan bizler için kendi çözümümüzü bulmak, milyarda bir olan bize özelini yaratmak sadece üst bilinçte insanların bir yeteneği değil, öğrenilebilir bir beceridir. Niyetim ve gayretim bu beceriyi herkese yayarak ihtiyaçlarını belirleyip karşılayamadıkça agresifleşen toplumsal dinamiğin yönüne bir kelebek etkisi yaratmak, sonunda bir gün hayalimdeki gibi okullardan başlayarak bunu herkesin ulaşacağı bir beceri haline getirmek.

Eğer siz de bu beceriyi aktivite ve pratik dolu bir eğitimle kazanmak ya da birilerine hediye etmek isterseniz detayları almak için ana sayfadaki görseldeki iletişim yollarından bana veya yardımcı eğitmenimiz Sinan Reis ‘ e ulaşın!

Hep beraber yeniden kendimizi kolaylıkla bulmak dileğiyle…

PCC Despina Kamviseli Hanidis

DEĞİŞİM ANSIZIN MI GELİR?

“Söylesene sen daha büyüksün yani bilirsin hiçbir şeyin kalıcı olmaması seni de endişelendirmiyor mu? Büyüyüp böyle önemli şeyler için endişelenmemeyi iple çekiyorum.”[1]

Disney’ in Karlar Ülkesi karakterlerinden Olaf, bir kardan adam olmasına rağmen güneşli havada dahi gezip, hayatın keyfini çıkarma özelliğini elde etmişken, ağaçtan düşen bir yaprak ona değişimi hatırlatır. Ondan yaşça büyük ama henüz genç arkadaşına bu soruyu tüm içtenliğiyle sorup aldığı cevapla rahatlar ve gelecekte değişimden korkmayacağını ümit ederek güzel günün tadını çıkarmaya devam eder ama gelecek sandığı anlar yaşadığı anın bir adım ötesinde milisaniyeler aralığındadır. Belki de geçmişinde?

Biraz akıllarımızı karıştırıp düşünelim. Bizim gelecekte karşılaşacağımız olay aslında şu anda da gerçekleşmekte midir? Geçmişte de olmaya devam etmiş midir? Değişim sadece gelecekle ilgili bir kavram mıdır?

“Kariyerimde değişiklik yapmaktan korkuyorum.” Bu cümle ilk seanslarımda pek sık duyulan bir cümle değildir. Çoğunlukla kariyer koçluklarında, “Aslında işim iyi ve değiştirmek istemiyorum.” benzeri cümlelerle başlayan serüvende, bu örnek cümleyi inceleyip, geçmiş, şimdi ve gelecek kavramlarını anlamaya çalışalım mı?

Kişi bir profesyonelden veya yakınından ya da en yakını olan kendinden cevaplar aradığında, önce durumu ortaya koyar. Bu örnekte şimdiki durum, işinin iyi olduğu ve değiştirmek istememesidir. Kişi bu cümlesinde her zaman samimidir. Burada sorulması gereken bir insan yüzlerce şey söyleyebilecekken bu cümleyi seçerek ne demek istediğidir. Kişinin bu konuyu masaya getirmesi geçmişten gelen sebep- sonuç ilişkileriyle şekillenmiştir. İşinin “iyi” olduğu kanısına geçmiş deneyimlerinden ulaşmış, bugün değerlendirmektedir. “Değiştirmek istemiyorum” duyurusu ise gelecekte ne yapmak istemediğini anlatır. Kafamız karıştı mı? Güzel çünkü taşların yerine oturması için önce bir sarsılmaları gerekir.

DOĞRU CEVAPLAR İÇİN DOĞRU SORULAR

Koçluk doğru soru sanatıdır bence. Dolayısıyla ister dışarıdan biri ister kendi kendimize olsun, aynı cümleden nereye varabileceğimize bir yolculuk olsun bu yazı. “Kendine Koçluk” eğitimlerimi insan koçunu hep yanında taşıyamayacağı için değerli buluyorum. Gelelim sorulara, her insana, her duruma farklı bir soru gelecektir ancak adı üstünde örnek durum, bir tür örneğin üzerinden gidelim.

Söylem: Aslında işim iyi, değiştirmek istemiyorum.

  • Aslında dediğini duydum, asıl bu durumda senin için ne demek? (Geçmiş faydalar)
  • İşim iyi derken on üzerinden puanlasan kaç verirdin? Bunu hangi özelliklerine verirdin? (Bugünkü fikir ve hisler)
  • Değiştirmek istemediğin nedir? (Gelecek belirsizliği)

Yazarken bile içim taşıp duruyor, kim bilir ne cevaplar gelip, neler düşünülüp, neler çalışılıp neler çıkacak? Hangi duygu, hangi düşünce kalıbı, hangi sorumluluklar sığdı bir cümlenin içine?

Koçluk şapkamı kenara atıp, naçizane önerim “kişisel gelişim” merakıyla ağzınızdan biraz daha önemli görünen her cümleye bu araştırmayı yapmaya kalkmamanız. Özellikle kapitalist düzende, akan iş hayatlarımız, benliğimizi bulma çabalarımız, yetişilmesi gereken sosyal hayatlarımız, doyurulması gereken bir sistemde yaşamayı seçtiyseniz bu odaklanma zamanınızı gerçekten kilit cümlelerde kullanmayı da en iyi öğretmen olan zaman öğretecektir.

Biraz da günümüzün modası “overthinker” olmanız durumunda doğru soruların sorulmaması, vaktinde sorulmaması ya da siz hazır olmadan sorulması halinde çözeceğimiz düğüme birini daha eklemeniz an meselesi olabilir.

Her duruma uyan, tek beden, unisex, her cebe, her kişiye uyan cevaplarım yok ama herkesin her durumun içinden, o dönem için en şekilde çıkmasının yolu olduğuna tanıklığım var. Geçmişimizin bugünü hazırladığı, bugünümüzün de geleceği şekillendirdiğini düşünerek, geleceğimizi şekillendirmede, etkili olamayacağımız ne olabilir? Tabi ki değiştiremeyeceklerimiz, başka deyimiyle başımıza gelenler. İşte Olaf’ ın dediği gibi “böyle önemli şeyle riçin endişelenmeyi bırakacak kadar büyümek” için önce yetişkin olmamız gerekecektir. Yetişkin kimdir? Nasıldır? Akıl yaşta mıdır başta mı, yoksa kalpte mi? Onu da bir sonraki yazımda paylaşmayı iple çekiyorum.

Müsaadenizle benimde endişelenmeyi bırakmaya karar verip, yol haritamı çizeceğim şeyler var. 😊

Güzelliklere vesile olacak uyanışlar dileğiyle…

PCC Despina Kamviseli Hanidis

Not: “Kendine Koçluk Eğitimi” interaktif olacağı için katılım on iki kişi ile sınırlıdır. Ocak 2026 ayının, ikinci haftasında başlayacaktır. Bilgi için www.vimacoaching.com sayfasından iletişime geçebilirsiniz.


[1] Karlar Ülkesi 2 veya stilize hali Karlar Ülkesi II, Walt Disney Animation Studios tarafından üretilen Amerikan animasyonlu bir müzikal fantezi filmi. 

KOZMOSUN ÇOCUKLARI

person holding world globe facing mountain

Yazma derslerimden birinin son dakikaları… Bana her seferinde ilham veren, güzel kadın grubuna, “iyi akşamlar,” deyip, bir kahve içmeme beş kala, hocamız yazarlık halleriyle ilgili bir örnek vermek için yazısını okumaya başladı.

Yazısının rotası bambaşkaydı belki ama ilk bölümünde anlattığı çocukların oyun kuruşu ve etrafındaki yetişkinlerin onlara yaklaşımı, gözlerim uzağa dalarken önümde, tam HD ekran canlandı.

Bugünün annesi, geçmişin oyun kuran çocuğu olarak, iki kimliğim arasında gidip gelip, eşyalara yüklenen anlamı gözlemledim. Çocuk oyun kurarken, hevesli hevesli, etrafta senaryosuna uygun eşyaları, seçip yerleştirirken, yaşanmışlıkların yorgunluğuyla, anne, sessizce, “evin dağılışını” izler.

Çocukken “hayatı ne kadar ciddiye alıyorlar,” diye ebeveynlerimi sıkıcı bulduğum anlarla, bugün sıkıcı bir olaydan sonra, suratımı asıp, hayatı kaçırmaya izin verişim, üst üste oturdu. Onlar aralarında “Sen anlamıyorsun,” “Sen de bilmiyorsun,” diye çekişirken, içimdeki bilge “durun” dedi.

“Bunun dünyadan haberi yok,” dedi yetişkin. “Her şeyi oyun sanıyor.”

“Onun hayalleri yok,” dedi çocuk. “Her şeyi bildiğini sanıyor.”

Çocuklarınızın zeki olmasını istiyorsanız onlara peri masalı okuyun, daha da zeki olmasını istiyorsanız, daha da çok peri masalı okuyun

Albert Einstein

Benim içimdeki bilge sesini pek çıkarmaz, gülümseyerek anlatır. Bir sırıtışla yetişkin tarafıma döndü, yetişkin tarafım, yine çocuğun saflığına, toplumca dokunulmayışına, yenik düştüğünü anladı.

Çocuk, oyun kurarken, yeni yıkanmış çarşafı çatı, özel seri vazoyu kale, taksiti bitmemiş koltukları duvar, o güzelim ütülü örtüyü halı yapmak ister. Çocuk, henüz, ailenin peşine düştüğü, malını kurtarma derdini tanımadığından, seçimlerine müdahale edilmiş hissedip yaygarayı koparır. Aile hemen adını koyar 2 yaş krizi, 4 yaş krizi vb… Sakinleşmesini bekler, ardından çocuğu teselli etmeye çalışırlar. Oysa çocuk yastadır. Evini kaybetmiştir, onunla kurduğu hayallerle beraber…

Durumu hemen tersine de çevirelim. Ebeveynler, hayat yolculuklarında kendilerine arkadaş seçer, eş seçer, ev seçer, içine eşya seçer. Biz, o lego evleri kurar gibi parça parça eşyalar alır, hayallerimizi de onlar üzerinden kurarız. Bahçeli evimizin hamağında yapacağımız keyif, salonun rahat koltuğunda dinlenme planları yaparken, bir anda bir haber gelir.  Ya da çocuğun başına gelen üzerinden düşünelim mi?

MADALYONUN ÖTEKİ YÜZÜ

Biri, gündelik hayatımızı devam ettirip, yeni planlar yaparken, gelip, evimize el koysa, içinde ne varsa kaldırsa, alsa, biz yaygarayı koparırken, oturup bir de sakinleşmemizi bekleyip, bizi teselli etse, biz de çocuklar gibi, çabuk unutup, yeni hayallerle devam edebilir miyiz?

Bizler, yetişkinler, malzemeleri birleştirip evler yapıp, önüne arabalar koyarak, değişik kostümler giyip, gün içinde birçok rol değiştirirken, evren de bizim hayallerimizi anlamıyor olabilirdi.

 “Samanyolu mu? Evren içerisinde bu galaksiler, bir kumsaldaki kum taneleri gibidir. Hiç kumsala gittiğinizde, özel bir kum tanesine diğerlerinden fazla önem veriyor musunuz?”

                                                                                                     Çağrı Mert Bakırcı*

Sadece yüzde beşi keşfedilen evrende bile, Dünya, net görüntülenemeyecek kadar küçükken, onun da içinde minicik kalan bizlerin, minnacık eşyalara verdiğimiz değer ve sahiplenme, oradan çok komik gözüküyor olmalıydı. Her eşya ve sahip oluşun, bize yüklediği endişenin farkında olmadan, onları, hayatın gerçeği, hayallerimizi ise çocuk işi sanıyorduk…

YİNE YENİ YENİDEN

O oyuncak yerine koyduğu eşyalar önünden toplanan çocuk da kayıp yaşamaktadır, depremde evini kaybedip hayatta kalan yetişkin de.

Sorgu bundan sonra başlar. “Bu benim başıma neden geldi? Şimdi her şeyi baştan mı yapacağım?”

Kurduğu oyunu ve hayalleri yıkılan çocuk ağlar. Sebep diye anlatılanlara, boş gözlerle bakar. Sessizleşince, tekrar oyun kurduğu yere yavaşça gider, bozulanı düzeltecekken, eskiye özlem gelir. “Ben eski halini istiyorum.” Elindekini fırlatıp, oyun alanını terk ederken, bir daha ağlamaya başlar çocuk. Susana kadar uzaklaşıp oyun alanına bakar. Ölümsüz ruhunun hediyesi, hayal gücü, zamanla kırılan kalbini sarıp sarmalar. Temkinli ve meraklı adımlarla, burnunu çeke çeke, tekrar bozulmasından korktuğu yeni bir oyun kurar ve zamanı unutur, tıpkı evrenin, kendini milyarlarca yıldır, yıkıp baştan yarattığı gibi. Anlamı aramak yerine akışta anlam yaratarak…

“Sen, kendini bir süreliğine kendini insan olarak ifade eden evrensin.”

Eckhart Tolle

*https://evrimagaci.org/mutevazilastirici-bir-deneyim-dunyanin-evrendeki-konumu-ve-adresi-3010

HUZURU BULMA SINAVI

Eşimin tahlil sonuçlarını beklerken gergin, sessiz ve kendimce sabırlıydım. Zamanın önünde eğilmiş, gücünü kabul etmiş bekliyordum. İhtimaller beynimde iki kolonda, olumlu ve olumsuz başlıkları altında ayrılmış, iç sesim iyi ihtimallerin lehine oy vermişti. Öyle de oldu şükür ancak rahatlamamıştım. Kocamı tanıyordum, o da beni. Yapılması gereken küçük operasyon için karar vermesini istedim.

“Çok sabırsızsın.” Dedi. Tetiklendim. Ben mi sabırsızdım?

BEKLE DEMEYİN BANA

Ah be kocacığım! Acelecisin deseydin ya, beni tanıdığı on yedi senedir ne kadar şeye tahammül edebildiğimi beynimde saniyeler içinde hatırlayıp sabırlı olduğumu onaylamanı bekleyene kadar.

Farkındalık sağ olsun, yardımıma yetişti, Despina dur adam onu demek istememiştir dedi içimdeki her çifti barıştıran o teyze. Düşüncelerimi durdurdum, sordum ne demek istemişti?

“Bir şey yapılacaksa, hemen olsun.” istiyorsun dedi. Bir soru, bir cevap, bir farkındalık ve rahatlama… Evet haklıydı, bunu kabul edebilirdim, yapılacak şeyin bir an önce bitirilmesini isteme huyum vardı.

SABIRLA ZAMANIN İMKâNSIZ AŞKI

Sabır, zaman ister, zaman da sabır. Ancak bu ikisinin buluşabileceği tek yer vardır, kaostan ve fanilikten uzak. Bilgelik yolunda, akışta kaçak göçek buluşabilirler ancak, ta ki bir düşünce onları ayırana kadar. Bu aşkın en büyük düşmanı “Endişe Hanım” dır. Tam el ele verecekler, “Ya olmazsa?” diye fırlar, tam birleşecekler, “Doğru olan bu mu?” diye ortalığı karıştırır, havadaki aşk kokusunu dağıtır. Kendi büyüsünü ortaya attı mı huzur dağılır, belirsizlik başlar.

BÜYÜ BOZMA SEANSI

Hemen karar vermezsem, hemen yapmazsam ne olur? diye sordum kendime. Altından “Endişe Hanım” altın dişlerinin ışıltısıyla fırladı. “Şimdi yapabiliyorsun, ne malum sonra yapabileceğin?” Bilinmezlikle ortak çalışıyorlardı anlaşılan. “Ya sonra?” diye büyülenmiş, içim çırpınır halde, dur dedim “Ya bugün yaptığım sonraya uymazsa?” Sihirli soru buydu, endişe kışkırtmalarını da alıp ortadan puf diye kayboldu.

MERAK

Fırsatları kaçırma korkum beni bir meraka itti, başkaları da böyle düşünüyor muydu? Geleceğe güvenmek yerine hemen adım atmaya kalkan bir tek ben miydim? Hemen whatsapp gruplarım yardımıma yetişti, onlara bir anket gönderdim. Bir çekilişte bir ev kazanıyorsunuz ve firma size bir seçenek daha sunuyor ya şimdi bir ev ya da beş yıl sonra iki ev alma hakkınız doğuyor. Yüzde yetmiş beş oranla (yaklaşık elli kişi arasından) arkadaşlarım şimdi bir evi tercih ederim şıkkını seçti. Bu oranı yorumlamaya yetişemeden, cevapların açıklamasında, beş sene sonra ne olacağı ne malum sorgusu, bana da bir rahatlama geldi. Geleceğin bilinmezliğiyle şimdi karar alarak rahatlamaya çalışan sabırsız bir tek ben değilmişim.

TİLKİ TİLKİ SAATİN KAÇ?

Oyunu bilmeyenler için, iki kişi karşılıklı bir mesafede durur ve karşılıklı birbirlerine “tilki tilki saatin kaç?” deyip söylediği kadar adım atarlar, buna yarım adım da dahildir. Ben en başından kazanacağım diye sekiz adım atmayı mı tercih etmeliyim, oyununun gidişine göre kaç adım atacağıma mı karar vermeliyim? Oyunlar, bize hayatı anlatır, oyundaki endişeme cevap olan derslerden biri, en uygun kararların zaman geçip şartlar değişince, yeni duruma adapte edilen adımlar olduğu, diğeri ise her oyun gibi kazanmanın garanti olmadığı. Hayat oyunu süresince de kararlarımızı, her güncellemeye uyarlayabilir hale geldikçe, esneyebildikçe ve zamanın kıyımıza getireceklerine güvendikçe, aceleci ve uyumsuz kararlar yerine o anki duruma sığan patika taşları ekleyebiliriz yolumuza. İşte o zaman akışta ve heyecan dolu kalabiliriz, bilinmezliğin kucağında güvenli ve yeniliklere açık kaldıkça hayat da sıkıcı olmaktan çıkar.

SABIRSIZLIĞIN TAHAMMÜL YÜZÜ

Eşimin sabırsız olduğumu söylemesiyle haksızlık yaptığını düşündüren sabrın diğer anlamı oldu. Acı, haksızlık ve üzücü durumlar karşısında onların geçmesini bekleme erdeminden bahsediyorsak işte bu becerime laf söyletmeyecektim de konuşup durumu kurtardık. Yaşanan her durumda öğrenilecek bir ders olduğunu düşünmek ve buna inanmak insanı bu durumlarda daha dirençli ve umutlu kılıyor. Öğrenmeye ve öğretmeye aşık biri olduğumdan, bu durumların yaşanmamış olmasını tercih etme yani yas dönemini atlattığımda, bana sunduğu yeni bakış açısını fırsat olarak değerlendirmek, yeni yaşama adaptasyonu kolaylaştırıyor. Zor durumlara tahammül etmeyi kolaylaştıran kısa yollar arıyorsak;

  • Tahammül ettiğimiz durumun, kişisel sınırlarımızı aşmadığından, aşıyorsa bunun çok büyük bir değişim olmadığından emin olmalıyız. İstemediğimiz ve hızlı değişimlere tepki göstermemek sabır değil, katlanmaktır ve sürdürebilir değildir.
  • Zorlandığımızı hissediyorsak kendimize koçluk yapıp, sorabileceğimiz sorulardan bazıları: Bu durum en çok hangi tarafımızı zorluyor? Bu konuda esnememize fırsat sunar mı? Sunuyorsa bu değişimi istiyor muyuz? İstiyorsak ilk adımımız ne olmalı?
  • Bu durumu ruhunuzu zorlayarak geliştiren bir spora benzetip, ruh kaslarımızın güçlenmesine yarayacağını bilmek, dayanma gücümüzü artırabilir. Öldürmeyen şey güçlendirir!

SABRIMIZ KAÇ BEDEN?

Kendi halimizde hayat bir yandan akarken, ani gelişen bir sınır zorlamasıyla, ruhumuza giydiğimiz bir tayt gibi esneyip yeni durumun kalıbını alabilecek kadar esneklik ve güç hepimizde var. Ancak sıkan tayt uzun süre giyilirse veya esnemesinden cesaret bulup daha da genişletilmeye çalışılırsa, dikişlerden gelen “cart” sesini duyar duymaz ruh detoksuna başlama vaktimiz gelmiş demektir. Sabrın da bir sınırı var canım! Birden ermiş veya bilge olmaya kalkmak, 150 kilo ağırlığı birden kaldırmaya çalışmak gibidir. Bilgelik yolunda da sabırlı olup ruhunuzun akışını kesmeden, sınırlarımızı gerekirse gözden geçirip gerekenleri sınır dışı etmeksek ruh da patlar.

“Tanrım bana değiştiremeyeceklerim için sabır, değiştirebileceklerim için cesaret, ikisini ayırt edebilmem için akıl ver.”

                                                                                                                     Stoa Duası

“Sabrın var mı? Var var. Cesaret var mı? Var var.

Akıl da var mı? Var var. Ne duruyorsun? Ne yapayım?

Yaşasana!”

Mücadelesiz, akışında, bol kabullü bir yaşam dileğiyle…